Kolluğun İşkence Araçları Yasaklanmalıdır

Ülkemizde ateşli silah olarak da kullanılarak ve gaz etkisiyle insanlarımızın ölümüne ve yaşamsal yaralanmalarına yol açan ve maruz kalan herkes için uzun vadede ciddi sağlık riski taşıyan; biber gazı, diğer kimyasallar ve tüm zor kullanım araçları acilen yasaklanmalı, bir işkence yöntemi olarak kabul edilmelidir.

Bu kimyasal zehirlerin ve zor kullanım araçları kullanım meşruiyetini dünyadaki "güvenlikçi devlet" anlayışından almaktadır. İnsanı odağına almayan devlet algısı bu tür kimyasalların kullanımında kendini meşru görmektedir.

Çok iyi bilindiği gibi yasaklanmasını talep ettiğimiz bu araçların temelini defalarca kitlesel katliamlara yol açan "kimyasal silahlar" oluşturmaktadır. 1930'lar ve 1990'larda ülkemizdeki kullanımının yanı sıra, başta 1988 Halepçe olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde bu silahların yol açtığı toplu insan ölümleri bilinmektedir.

Kendini ifade edebilme, taleplerini iletme ve yaşamını belirleyen politikaları değiştirme hakkı, rejimlerin adları değişse de tarih boyunca alanlardaki eylemlerde yansımasını buldu. Ülkemizin sokaklara taşan güçlü muhalefet ve protesto geleneği, darbe, olağanüstü hal, büyük kitlesel kıyımların etkisiyle kısa dönemler için zayıflasa da her zaman için demokratik bir gelenek olarak kendini yeniden var etmeyi bildi.

Ülkemiz yakın tarihinde "Gezi Direnişini" yaşadı. Milyonların haklı tepki ve talepleri sokağa taştı. Sokağın ve yurttaşların demokratik tepkilerinin algılanmadığı ve polis şiddeti ile bastırılmaya çalışıldığı bu durumda ölümler, yaralanmalar ve toplumsal travma belleklere kazındı. Başta "biber gazı olarak bilinen" materyaller olmak üzere polisin "zor kullanım araçlarının" öldürücü karakteri açık olarak ortaya çıktı. Ülke dumana boğuldu, sendikalar, dernekler, meslek odaları, işyerleri, evler, okullar hatta hastaneler de gaza maruz kalındı. Neredeyse gazı solumayan insan kalmadı. "Biber gazı" stokları tükendi, bu kimyasallar ülkemizin önemli ithalat kalemlerinden biri halini geldi. Tüm bunlar halkın kendi ifade etme çabasının engellenmesi için yapıldı.

Bilinmelidir ki, kendimizi ifade etmek için sokaklara çıkmamız en temel insan hakkıdır. Bu nedenle şiddete maruz kalınması burjuva hukuk düzenine dahi aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesine göre "Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında yasaya aykırı olsa bile barışçıl nitelikteki gösterilere müdahale edilmesini bu maddenin ihlali olarak değerlendirmiştir. Somut olarak Taksim'in 1 Mayıs gösterilerine kapatılması AİHM'in38676/08 no'lu DİSK/KESK ? Türkiye kararıyla sözleşmeye aykırı bulunmuştur. BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 21. maddesine göre "Barışçıl bir biçimde toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır.". BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nin 20. maddesinde "Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü" tanınmıştır. Anayasanın 34. maddesinde "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." hükmü yer almaktadır.

Dünyada ve ülkemizde yapılan tüm araştırmalar göz yaşartıcı gazların doğrudan kendilerinin ya da içeriklerinde bulunan çözücülerin potansiyel toksik etkileri olduğunu göstermektedir. Bu maddelerin kullanım amaçlarının da temelini oluşturan ani ve aşırı iritan etkileri, sağlık üzerinde uzun vadede olumsuz etkileri olabileceği konusunda endişelere yol açmaktadır. Bu endişeler, kanser olasılığını da içermektedir. Bu durum göstericilerin yanı sıra başta gazeteciler olmak üzere mesleki olarak sürekli ve yoğun olarak temas edenler için de geçerlidir.

Zor kullanım araçlarının sebep olduğu ölüm ve yaralanmalar, fiziksel bütünlüğe verdiği zararın yanı sıra mağdurların, yakınlarının ve tanıklarının ruhsal bütünlüğüne ve toplumsal bütünlüğe de saldırı niteliği taşıyan travmalardır. İnsan eliyle, kasıtlı ve sistematik bir şekilde uygulanan şiddetin yarattığı psikolojik zarar, kazalar, doğal afet gibi travmatik olayların yol açtığı psikolojik zararlardan çok daha büyüktür.

Toplumsal yaşama, birey olarak insana, maruz bıraktığı hayvan ve bitkilere ölümcül zararları olan bu maddelerin kullanımı tüm yasa ve anayasalardan üstün olan "yaşamı tüm bileşenleri ile koruma" ilkesine aykırıdır. Bunun yanı sıra Anayasa'nın 56. maddesi uyarınca; Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Maddesi ve yine 20312 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilen Avrupa Sosyal Şartının II. Bölümünün 11. maddesine göre de taraf devletler; "sağlığın korunması hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak üzere gerekli önlemleri almayı ve sağlığın bozulmasına yol açan nedenleri olabildiğince ortadan kaldırmayı" taahhüt etmiş bulunmaktadır. 1966 yılında 90 ülke biber gazının yasaklanması için Birleşmiş Milletler'de imza vermiştir. 1997'de Türkiye'nin imza koyduğu 'Kimyasal Silahlar Konvansiyonu'na göre; Bu tür ajanların, kapalı yerlerde kullanılması halinde veya yakın mesafeden kullanılması halinde veya bir topluluğa çok yoğun olarak kullanılması halinde bu ajanların kimyasal silah olacağı söylenmektedir. Tüm bu gerçekliklere rağmen çok yakın tarih itibariyle Biber gazının doğrudan ya da dolaylı olarak ölümlerine yol açtığı onlarca insanımız bulunuyor.*

İsimlerini andığımız, "kimyasalları da içeren zor kullanım araçlarının kullanımı sonucunda" yitirdiğimiz ve çok daha fazla olduğu konusunda ciddi kaygılar taşıdığımız insanlarımızın anısı ve bu isimlere yenlerinin eklenmemesi umudu, bu konuda kapsamlı ve sonuç alıcı bir kampanyanın yapılmasında en önemli motivasyonumuzu oluşturmaktadır.

Bu ölümcül silahların içerikleri, ayrılan devlet bütçesi ve tüketim miktarı halka açıklanmalıdır. Etkilerinin kamuoyunca tam olarak bilinmesi, bu konuda akademide, tıp, hukuk ve medya alanı başta olmak üzere önemli çalışmalara katkı konabilmesi, toplumsal duyarlılık yaratılması, iktidarın kullandığı şiddet içeren, ayrımcı, ötekileştirici, ırkçı, patriarkal dile karşı yeni bir dil oluşturulması ve bu "zor kullanım araçlarının "kullanımının yasaklanması için, etkin ve sürekli bir kampanyaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Mağdurların, akademisyenlerin, bilim insanlarının, emek ve meslek örgütlerinin, insan hakları kurumlarının, sokakta muhalefet örgütleyen demokrasi güçlerinin bu çalışmada yer alması, birleşik bir mücadele olarak, uluslararası boyutunu da içerecek şekilde sonuç alıcı bir hat izlenmesi çok değerlidir. Bu çalışma tüm kurum ve kişilerin katkısına açıktır. Ulusal ve uluslararası imza, dava, miting, konferans vb. eylem ve etkinliklerle sonuç alıcı bir güce dönüşmesi amaçlanmaktadır

Ülkemizde de insan ve çevre sağlığına açıkça zararlı olan kimyasallar, gaz bombaları, kimyasallı sular, elektro şok aletleri, plastik mermiler gibi araçların kullanılmamasını ve yasaklanmasını; toplumsal olaylarda görevli kolluk gücüne gerçek mermi taşıyan silahlar verilmemesini ve bugüne değin işlenen suçların failleri ve azmettiricilerinin yargılanmasını sağlamak üzere ülkemizdeki tüm demokratik kurum ve kişileri kapsamlı bir kampanyaya katkı vermeye davet ediyoruz.

“BİBER GAZI YASAKLANSIN İNSİYATİFİ”


* İbrahim Sevindik 2007-İstanbul, Mehmet Uytun- 2009-Cizre, Mustafa Dağ- 2009-Amara/Urfa, Metin Lokumcu 2011-Hopa, Hatice İdin -2009-Şırnak, Kazım Şeker, Çayan Birben 2011-Yalova, Hacı Zengin 2012-İstanbul, İrfan Tuna 2013-Ankara, Selim Önder -2013İstanbul, Zeynep Eryaşar -2013-İstanbul, Serdar Kadakal -2013-İstanbul, Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan-2013 Antakya-Berkin Elvan, Elif Çermik İstanbul 2014


 
TORTURE DEVICES OF SECURITY FORCES SHALL BE BANNED!

Tear gas, other chemicals and all the riot control agents that are being used also as firearms in our country, that cause our people’s deaths and vital injuries by its gas effect, that is risky for the health in the long term for all the people who are subjected to these, shall be classified as torture methods, and shall be immediately banned. 

The legitimacy of the use of these chemical poisons and riot control agents comes from the “security state” understanding of the world. The state perception that does not focus on human, finds itself legal in use of these chemicals. 

It is very well known that the roots of these chemicals we demand them to be banned are “chemical weapons” that have caused massacres over the years. Besides the use in our country in 1930s and 1990s, in many regions in the world especially Halabja 1988 these chemicals have caused massacres. 

The right to self expression, right to convey demands and right to change the politics establishing the life have found their reflections in the demonstrations on the streets throughout history even when the names of the regimes change. Although it has weakened for short terms due to coup, state of emergency, all-out slaughters, the strong opposition and protest tradition in our country has always regenerated itself as a democratic tradition.

Our country has lived “Gezi Resistance” in recent history. The righteous reaction and demands of millions were on the streets. In this situation where the democratic reactions of the street and people had not been perceived and tried to be suppressed by police violence, deaths, injuries and social trauma have been imprinted on people’s minds. The lethal character of “riot control agents” used by the police, especially materials known as “tear gas”, became obvious. The whole country was smothered, people were subjected to gas in trade unions, trade associations, workplaces, houses, schools and even in the hospitals. Almost no one left who had not inhaled gas. “Tear gas” reserves were all consumed, these chemicals have been one of the important import items of our country. All these violence was to prevent people’s effort to express themselves. 

It must be known that, us being on the streets to express ourselves is the most basic human right. To be subjected to violence because of this reason is against even bourgeois legal order.   According to the 11th article of European Convention on Human Rights “Everyone has the right to freedom of peaceful assembly and to freedom of association with others, including the right to form and to join trade unions for the protection of his/her interests.”. European Court of Human rights have evaluated interference to these peaceful assemblies as violation of this article in many of its judgements even they are against law. For example, blocking of Taksim in 1st May demonstrations has found to be against the compact in European Court of Human Rights’ 38676/08 numbered DİSK/KESK (Confederation of Revolutionary Trade Unions / Confederation of Public Workers’ Unions)-Turkey judgement. According to the 21st article of UN Covenant on Civil and Political Rights “The right of peaceful assembly shall be recognized by law”. According to the 20th article of UN Universal Human Rights Declaration “Everyone has the right to freedom of peaceful assembly and association”. According to the 34th article of the Constitution “Everyone has the right to hold unarmed and peaceful meetings and demonstration marches without prior permission.”. 

All the researches in the world and in our country have shown that either tear gas directly itself or the solvents it consists have potential toxic effect. These chemicals are chosen because of their immediate and strong irritant effects; it is concerned that these effects might cause health problems in the long term.   These concerns also includes cancer probability.  This situation is effective not only for the protesters but also for people who get in touch with these chemicals continuously and intensively due to their work especially journalists. 

Beside them causing damage to the physical integrity, deaths and injuries caused by riot control agents, also damages psychological integrity of victims, their friends, relatives and witnesses and it is a trauma for the integrity of society having an assault qualification. The psychological damage caused by the violence performed by human intentionally and systematically is far greater than the damage caused by traumatic events like accidents, natural disasters.  

The use of these materials that has lethal damages for communal living, for human, animals, plants, is against “Protection of the life with all its components” principle which is far superior than all the laws and constitutions.  Besides, according to the 56th article of the Constitution “The state is responsible for ensuring that everyone leads their lives in conditions of physical and mental health”. According to the 11th article of the II. Part of European Social Charter which is adopted by Council of Ministers’ approval published in the Gazette numbered 20312 the state parties have committed to “take due precautions to provide the use of the right to promotion of health and to remove as far as possible the causes of ill-health”. In 1966, 90 states have signed in United Nations for banishing tear gas. According to Chemical Weapons Convention Turkey has signed in 1997: these agents are classified as chemical weapons in case it is used in closed areas or used in a close distance or used intensely against a group. 

Against all the reality, in the recent history many of our people died because of tear gas directly or indirectly. 

Memories of the people whom we lost “by the use riot control agents including chemicals”, the names we have memorialized and our concern about there are more names we might have lost caused by these agents are the upmost motivation for us to create an extensive and result oriented campaign. 

The content of these lethal weapons, government budget for these and amounts used must be announced. We think that an effective and continuous campaign is needed to make people opinion know the exact effect of these,  to contribute to academis studies especially on medical science, laws and media areas, to create a social sensitivity, a new language against government’s violence containing, racist, otherizing, exclusionary, patriarchal language, and also to ban the use of these riot control agents. 

It has great importance and value for the victims, academicians, scientists, union and proffesional organisations, human rights organisations, democratic forces organizing opposition on the streets to get involved in this campaign as a united struggle and follow a result oriented path, including the international aspect. This campaign is open to all organizations’s and people’s contribution. It is targeted to create a result oriented power with actions and activities like national and international petition campaigns, lawsuits, demonstrations, conferences etc. 

Ülkemizde de insan ve çevre sağlığına açıkça zararlı olan kimyasallar, gaz bombaları, kimyasallı sular, elektro şok aletleri, plastik mermiler gibi araçların kullanılmamasını ve yasaklanmasını; toplumsal olaylarda görevli kolluk gücüne gerçek mermi taşıyan silahlar verilmemesini ve bugüne değin işlenen suçların failleri ve azmettiricilerinin yargılanmasını sağlamak üzere ülkemizdeki tüm demokratik kurum ve kişileri kapsamlı bir kampanyaya katkı vermeye davet ediyoruz.

We invite all the democratic organizations and people to contribute to an extensive campaign to ensure not being used and banning of agents like  chemicals, gas bombs, pressurized water with chemicals, electro shock weapons, plastic bullets obviously hazardous for all human and environmental health; to ensure security forces on duty at social  events, riots not to be given weapons with real bullets and to to judge all culprits and instigators of crimes until now.

“Ban Tear Gas Initiative”

* İbrahim Sevindik 2007-İstanbul, Mehmet Uytun- 2009-Cizre, Mustafa Dağ- 2009-Amara/Urfa,  Metin Lokumcu 2011-Hopa,  Hatice İdin -2009-Şırnak, Kazım Şeker, Çayan Birben 2011-Yalova, Hacı Zengin 2012-İstanbul, İrfan Tuna 2013-Ankara, Selim Önder -2013İstanbul,  Zeynep Eryaşar -2013-İstanbul, Serdar Kadakal -2013-İstanbul, Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan-2013 Antakya-Berkin Elvan, Elif Çermik İstanbul 2014

 

İÇERİK ARA

  Tweetle

© CopyLEFT bibergaziyasaklansin.net | Tüm yazılı ve görsel içerik özgürce kullanılabilir.